Vizyon, Düşünce, Toplum
| iletisim@akifakay.com
Akif Kemal Akay İletişim
Anasayfa / Belediye Çalışmalarım / 6. ADANA'DA DURUM

6. ADANA'DA DURUM

Bugün Adana, önemli avantajlara sahip olmasına rağmen potansiyeli tam olarak değerlendiremeyen bir kent görünümündedir. Kent, uzun süre üretmiş olmanın özgüvenini kaybetmiş; ancak yeniden üretmenin yollarını arayan bir eşiktedir.  

ADANA’DA DURUM

 Adana, Türkiye’nin modernleşme serüveninde uzun süre “üreten şehir” kimliğiyle anıldı. 1980’lere gelindiğinde kent; pamuk, tekstil, tarıma dayalı sanayi ve güçlü bir ticaret burjuvazisiyle yalnızca Çukurova’nın değil, ülkenin de lokomotiflerinden biriydi. Ancak 1980 sonrası Türkiye’nin ekonomi-politik yön değişimi, Adana’nın refahını, toplumsal dokusunu ve kültürel canlılığını derinden etkileyen uzun bir dönüşüm sürecini başlattı.

 1980’lerin başında Adana hâlâ sanayi ve tarımın birlikte büyüdüğü nadir kentlerden biriydi. Pamuk üretimi ve bağlı iplik-dokuma tesisleri, kentin istihdam omurgasını oluşturuyordu. Tarımsal gelir, kent merkezine canlılık taşıyor; sinemalar, tiyatrolar, edebiyat çevreleri ve güçlü bir yerel basın kültürel hayatı besliyordu.

Ne var ki 24 Ocak kararlarıyla hızlanan neoliberal dönüşüm, devletin tarım ve sanayi üzerindeki koruyucu rolünü zayıflattı. Küresel rekabet, ithalat baskısı ve plansız özelleştirmeler; Adana’nın geleneksel üretim yapısını kırılgan hâle getirdi. Kent, refahın sürdürülebilirliğini sağlayacak yapısal dönüşüme hazırlıksız yakalandı. Kentin gelişmiş sınıfa alınmasıyla teşvikler hemen tümüyle ortadan kalktı.

 1990’lar Adana için bir çözülme dönemi oldu. Pamuk fiyatlarının düşmesi, tarımsal desteklerin azalması ve tekstil sanayinin teşvik alan ucuz işgücü bölgelerine kaymasıyla binlerce kişi işsiz kaldı. Kırsaldan kente göç sürerken, sanayi istihdamı aynı hızla artmadı.

 Siyaseten, özellikle 1980 sonrası tüm hükümetler zamanında ihmal edilen, adeta yok sayılan bir kent olmuştur. Bu sürede yatırımcı bakanlıklardan hiç biri Adanalı bir siyasetçiye nasip (!) olmamıştır. Bırakın yeni bir yatırımı, şehrin ekonomisine katkı koyan Kurum, Şirket, pek çok şey ya kapatılmış, ya da Adana dışına taşınmış, taşıttırılmıştır. Sonuçta 1970’lere kadar ülkenin 2-3. büyük ekonomisine sahip Adana, şimdilerde 10’lu sıraların gerisindedir.

Bu dönemde refah eşitsizliği belirginleşti. Bir yanda sermayesini farklı alanlara aktarabilen sınırlı bir kesim, diğer yanda güvencesizleşen geniş emekçi gruplar oluştu. Kent merkezinde plansız büyüme, gecekondu alanları ve altyapı sorunları sosyal gerilimleri artırdı. Adana, ilk kez “işsizliğin ve yoksulluğun kenti” olarak anılmaya başladı.

 2000’li yıllarda Adana, sanayi kenti kimliğinden hizmet ağırlıklı bir yapıya yöneldi. Alışveriş merkezleri, inşaat sektörü ve küçük ölçekli ticaret öne çıktı. Ancak bu dönüşüm, yüksek katma değerli ve nitelikli istihdam yaratmakta yetersiz kaldı.

Bu yıllar aynı zamanda kültürel kimliğin yeniden tanımlandığı bir dönem oldu. Adana’nın edebiyat, sinema ve müzik geleneği—Orhan Kemal’den Yaşar Kemal’e uzanan güçlü damar—yerel festivaller ve kültürel etkinliklerle yaşatılmaya çalışıldı. Buna rağmen kültür, ekonomik daralmanın yarattığı umutsuzluğu telafi edecek güce tek başına sahip olamadı.

2010 sonrası dönemde Adana’nın toplumsal yapısını en çok etkileyen unsur, yoğun göç hareketleri oldu. Suriye iç savaşıyla birlikte kente gelen yüz binlerce insan, zaten kırılgan olan işgücü piyasasını daha da zorladı. Bu durum, ucuz emek üzerinden yeni bir rekabet yarattı; kayıt dışılık arttı.

Öte yandan Adana, güçlü dayanışma kültürü sayesinde büyük toplumsal çatışmalardan kaçınmayı başardı. Mahalle ölçeğinde kurulan ilişkiler, kentin tarihsel hoşgörü ve birlikte yaşama pratiğinin hâlâ canlı olduğunu gösterdi.

 Bugün Adana, önemli avantajlara sahip olmasına rağmen bu potansiyeli tam olarak değerlendiremeyen bir kent görünümündedir. Verimli tarım arazileri, genç nüfus, stratejik ulaşım konumu ve güçlü kültürel miras; doğru politikalarla yeniden refah üretebilecek unsurlardır. Ancak plansız kentleşme, nitelikli iş eksikliği, çevresel sorunlar ve eğitim-istihdam uyumsuzluğu kentin önündeki temel engellerdir.

 Adana’nın bugünkü durumu, yalnızca ekonomik göstergelerle değil, bir “gelecek algısı” kriziyle de tanımlanabilir. Kent, uzun süre üretmiş olmanın özgüvenini kaybetmiş; ancak yeniden üretmenin yollarını arayan bir eşiktedir.