Vizyon, Düşünce, Toplum
| iletisim@akifakay.com
Akif Kemal Akay İletişim
Anasayfa / Belediye Çalışmalarım / 10. YEREL KALKINMA / SOSYAL REFAH

10. YEREL KALKINMA / SOSYAL REFAH

Yerel Kalkınma, yalnızca ekonomik göstergelerin iyileştirilmesi değildir. Aynı zamanda yaşam kalitesinin artması, toplumsal dayanışmanın güçlenmesi ve geleceğe dair ortak bir umut inşa edilmesidir. Merkezden dağıtılan geçici refah yerine, yerelden yükselen kalıcı bir güç yaratmaktır.

YEREL KALKINMA / SOSYAL REFAH

Kalkınma uzun yıllar boyunca, merkezden planlanan büyük yatırımlar, dev projeler ve yukarıdan aşağıya yayılan ekonomik büyüme modelleriyle tanımlandı. Oysa günümüz dünyasında bu anlayış giderek sorgulanıyor. Kalkınma, üretim ve kişi başına ulusal gelirin artırılmasıyla birlikte, ekonomik ve sosyokültürel yapının da değiştirilmesi demektir; ülkenin, kentin yapısal niteliklerinin olumlu yönde değişmesidir.

Yapısında, Ekonomik Kalkınma, Sosyal Kalkınma ve İnsan Kalkınması olarak üç temel unsur vardır. Büyüme rakamları artsa bile refahın yayılmadığı, işsizliğin azalmadığı ve yerel toplulukların güçlenmediği durum için kalkınmadan söz edilemez. İşte bu noktada yerel kalkınma, yalnızca ekonomik bir tercih değil; aynı zamanda toplumsal adalet ve sürdürülebilirlik meselesi olarak öne çıkıyor.

Yerel Kalkınmanın neden gerekli olduğu sorusu, en basit haliyle şu gerçeğe dayanır: Her bölgenin potansiyeli, ihtiyacı ve sorunu farklıdır. Aynı kalkınma modeli, farklı coğrafyalarda aynı sonucu üretmez. Tarımsal üretim imkânı olan bir bölge ile sanayiye dayalı bir kent ya da turizm potansiyeli bulunan bir kıyı yerleşimi, birbirinden bütünüyle farklı dinamiklere sahiptir. Merkezi planlamalar bu farklılıkları çoğu zaman göz ardı ederken, yerel kalkınma tam da bu özgünlükleri merkeze alır.

 Yerel Kalkınmanın bir diğer gerekçesi, üretim ile yaşam arasındaki bağın yeniden kurulmasıdır. Küreselleşme süreci, üretimi yerinden koparmış; emeği, bilgiyi ve kaynağı parçalamıştır. Bu durum, yerel ekonomilerin zayıflamasına ve toplulukların dışa bağımlı hale gelmesine yol açmıştır. Yerel Kalkınma ise üretimi, istihdamı ve tüketimi mümkün olduğunca aynı coğrafyada buluşturmayı hedefler. Böylece ekonomik değer yerelde kalır, yerel refah güçlenir.

“Yerel Kalkınma nasıl mümkün olur?” sorusuna yanıt bulmaya çalışırsak, öncelikle yerelin yalnızca “yardım alan” değil, “üreten” bir özne olarak görülmesi gerektiğini kabul ederiz. Bu yaklaşım, sosyal politikalarla üretim politikalarını birbirinden ayırmaz. Kooperatifler, küçük ölçekli üretim alanları, yerel girişimler ve sosyal işletmeler bu sürecin temel araçlarıdır. Yerel yönetimlerin rehberlik ettiği ama halkın doğrudan katıldığı modeller, hem istihdam yaratır hem de toplumsal aidiyeti güçlendirir.

Yerel Kalkınmanın bir başka boyutu da insan kaynağıdır. Eğitim, meslek edinme ve beceri geliştirme süreçleri yerelin ihtiyaçlarına göre şekillendirildiğinde anlam kazanır. Gençlerin göç etmek zorunda kalmadığı, kadınların üretime katılabildiği, yaşlıların bilgi ve deneyimlerini aktarabildiği bir yapı, kalkınmayı niceliksel büyümenin ötesine taşır.

Bunlara göre Yerel Kalkınma, yalnızca ekonomik göstergelerin iyileştirilmesi değildir. Aynı zamanda yaşam kalitesinin artması, toplumsal dayanışmanın güçlenmesi ve geleceğe dair ortak bir umut inşa edilmesidir. Merkezden dağıtılan geçici refah yerine, yerelden yükselen kalıcı bir güç yaratmanın yolu; insanı, emeği ve doğayı birlikte gözeten Yerel Kalkınma anlayışından geçmektedir.

Kalkınmanın en önemli unsuru ekonomidir ve onu ayakta tutan üretimdir. Üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak ise zorlu bir uğraşı gerektirir. Sürdürülebilirliği sağlamak ve refahın, sosyal ve insani unsurlarını da tamamlamak üzere, yaptığımız tüm üretim işlemleri, birbirini tamamlayacak şekilde yapılmıştır. Örneğin Pazar temizliğinden kompost üretimine, oradan aromatik bitki üretimine, oradan yağ çıkartılmasına, yağdan krem yapılmasına, bu kremle hasta veya yaşlıya masaj yapılmasına ve daha sağlıklı, bireylerle daha huzurlu bir toplum yaratılmasına vb gibi. Yani her bir üretim, bir başka üretimin ya da hizmetin ana unsurunu oluşturmuştur.

Uluslararası Hukuksal Çerçeve:

1.       Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı. 1988

2.       Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları. 2012

3.       Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi. 2015

Sürdürülebilir Kalkınma için Küresel Amaçlar 17 kısımda değerlendirilmektedir:

1.       Yoksulluğa Son

2.       Açlığa Son

3.       Sağlık ve Kaliteli Yaşam

4.       Nitelikli Eğitim

5.       Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

6.       Temiz Su ve Sanitasyon

7.       Erişilebilir ve Temiz Enerji

8.       İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme

9.       Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı

10.    Eşitsizliklerin Azaltılması

11.    Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar

12.    Sorumlu Üretim ve Tüketim

13.    İklim Eylemi

14.    Sudaki Yaşam

15.    Karasal Yaşam

16.    Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar

17.    Amaçlar için Ortaklıklar

Ulusal Hukuk Çerçevesi:

1.       5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Yasası

2.       5393 sayılı Belediyeler Yasası

3.       Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu

Cumhuriyet Halk Partisi Programı:

(S;22) Sürdürülebilir, hızlı ve dengeli kalkınma, ileri teknolojiye dayanan, istihdam yaratan ve toplum refahını yükseltecek yatırımların ülke çapında teşvikidir. Piyasa Ekonomisinin önemini kabul eden ancak Devletin düzenleyici rolünü de önem veren çağdaş bir ekonomik düzendir.

(s;143) Hedefimiz: düşük enflasyonla hızlı büyüyen, tam istihdama yaklaşan, çağdaş çalışma koşullarına sahip, eşit rekabet ortamında gelirini adil paylaşan, küresel ölçekte dinamik, rekabet gücüne sahip bir ekonomi; Bilgi Ekonomisine dönüşen, yaşam kalitesi yükselen, sosyal barış içinde dengeli kalkınan Türkiye’dir.

S;143) Temel amacımız tarımda, sanayide ve hizmetlerde küresel rekabette öne çıkan, ülkede uzun dönemli kalıcı, adil bir refah artışını hedefleyen çağdaş bir ekonomiyi kurmaktır.

(S;143) CHP, çağın getirdiği fırsatları değerlendirecek, yeni sorunları yönetebilecek, verimliliği hızla artıracak, en önemli stratejik değerimiz olan insan gücümüzü ivedilikle üretim sürecine katacak, en büyük kaynak israfı olan işsizliğe son verecek, spekülasyona değil üretime ve üretene odaklanan, yeni bir ekonomik program uygulayacaktır.

(S:145) Devlet herhangi bir nedenle üretme ve kazanma sürecine giremeyen veya dışına çıkmak zorunda kalan fertlerine sahip çıkacaktır. Vatandaş Hakkı olarak gördüğümüz Sosyal Destek Programlarının büyüklüğü gayrisafi yurt içi hâsılaya oran olarak AB ortalamalarına yükseltilirken, yardımların verilmesinde çağdaş yöntemlere geçilecek; öncelik yardıma muhtaç fertleri yeniden çalışabilir hale getirerek kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlamak olacaktır.

(S;156) Gelişme sadece GSMH’nın artması değildir. Büyüme sürdürülebilir olmalıdır. Çevrenin bozulmasına, tüketim çılgınlığına ya da kıt doğal kaynakların eritilmesine dayalı, yatırıma dönüşmeye özen göstermeyen büyüme sürdürülebilir olamaz.

(S;156) “Ekonomik büyümeden çalışanlara, esnafa ve çiftçiye yeterli pay verilmesi, halkımızın refah düzeyinin ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi” büyüme ve kalkınma stratejimizin temel yaklaşımı olacaktır.

(S;145, S;198) Bilgi Ekonomisine geçiş sağlanacak: Yeni Dünya Düzeninde refah düzeyinin kalıcı olarak artırılabilmesi için insanımız, bilgiyi üretebilen, kullanabilen ve pazarlayabilen konuma getirilecek. Gelecek dönemde önem arz edecek olan biyoteknoloji,  nanoteknoloji,  mekatronik, mikro elektronik yazılım, genetik gibi jenerik teknolojik alanlarında söz sahibi olabilmemiz için ekonomimizin bu alanda yenilikçi kapasitesini, uyum ve uyarlama yeteneğini arttıracak, reformlar hızla gerçekleştirilecektir.

(S;211) Bilgi Toplumuna dönüşüm hızlandırılacak: Hedefimiz bilgi teknolojisi ve bilişimde söz sahibi ülke olmak, Türkiye’yi Bilgi Toplumuna taşımaktır.… Bu amaçla, bilgi ve teknoloji üretiminde odak noktası haline gelmiş, bilgi ve teknolojiyi etkin olarak kullanan, bilgiye dayalı karar süreçleri ile inovasyon ile daha fazla değer üreten, küresel rekabet gücüne ulaşan bir Türkiye hedefimizdir.

(S;211) Rekabet gücünün en güçlü kaldığı, yenilikçiliktir. Bu anlayışla üniversite, sanayi, devlet dayanışması ve eşgüdüm içinde bir ulusal inovasyon yenilik sistemi geliştirilecektir.

Yaptıklarımız:

Ülkemizde temel ekonomik sıkıntının üretimsizlik olduğu göz önüne alınarak, ilk günden itibaren üretime ağırlık verdik.

Yüksek teknolojiye dayalı olmayan tüm üretimlerimizde, hem maliyeti esas aldık, hem de topluma üretmenin zor olmadığını göstermeye çalıştık. Zira karşı karşıya olduğumuz emperyal zihniyet bize hep, kendine yarayacak çözümleri göstermekte idi. Sonuçta her teknolojinin dayandığı temel bir esas vardır ve biz bunlarla hareket ettik.

Bu tarz hareket hem üretimin zor olmadığını göstermek açısından, hem de bütçemize getireceği yükün az olması açısından önemli oldu.

Üretim tesis veya araçlarımızın önemli bir kısmı, uluslararası fonlardan çeşitli sosyal projeler kapsamında sağlanmıştır.

Ürettiğimiz malzemeler ya Belediyemiz ihtiyaçlarında ya da sosyal amaçlar doğrultusunda değerlendirilmiştir.