Vizyon, Düşünce, Toplum
| iletisim@akifakay.com
Akif Kemal Akay İletişim
Anasayfa / Belediye Çalışmalarım / 1. NE YAPTIK? NİÇİN YAPTIK?

1. NE YAPTIK? NİÇİN YAPTIK?

Dünya siyasi bir denge için çabalarken, günlük yaşamda sorunlar çoğalıyor. Artan ve büyüyen sorunlar, her zaman olduğu gibi, en çok emekçiye, dar gelirliye, dezavantajlı guruplara yük getiriyor. Kısa vadeli, zaman kazandırıcı çözüm için görev, yapısı gereği, günlük sorunları çözme ile yükümlü, Yerel Yönetimlere düşüyor.

NE YAPTIK? NİÇİN YAPTIK?

İnsanlık tarihi, krizlerle ilerleyen bir hikâyedir; ancak içinde bulunduğumuz dönem, krizlerin eş zamanlılığı ve derinliği bakımından önceki dönemlerden ayrılmaktadır. Siyasi istikrarsızlıklar, ekonomik kırılganlıklar ve küresel ölçekte büyüyen çevresel ve toplumsal sorunlar, yalnızca devletleri değil, bireylerin gündelik hayatını da doğrudan etkileyen bir gerçekliğe dönüşmüştür. Bugün dünya, yalnızca bir geçiş döneminde değil; aynı zamanda yeni bir düzen arayışının eşiğinde durmaktadır.

 Soğuk Savaş sonrası dönemde “liberal ve istikrarlı dünya düzeni” vaat edilmişken, öngörülemez bir siyasal atmosferle yüz yüze kaldık. Dünya sonu tahmin edilmeyen yeni bir egemenlik yarışı içerisinde. Büyük güçler arasındaki rekabet, şimdi yalnızca askeri alanla sınırlı değil. Artık ticaret savaşları, teknoloji ambargoları, enerji hatları ve bilgi akışı da bu mücadelenin parçası hâline gelmiştir. Uluslararası kurumların etkinliği sorgulanırken, ulus-devletler güvenlik ve çıkar alanlarını dar bir çerçevede koruma refleksiyle hareket etmektedir.

Bu süreçte demokrasiler de ciddi bir sınavdan geçmektedir. Popülizmin yükselişi, siyasal dilin sertleşmesi ve “biz–onlar” ayrımının derinleşmesi, toplumsal uzlaşma zeminini zayıflatmaktadır. Siyasal karar alma süreçleri, giderek daha kısa vadeli ve tepkisel hâle gelirken, yurttaşların siyasete olan güveni de aşınmaktadır. Güç merkezileşirken, temsil ve katılım zayıflamakta; bu da siyasal meşruiyet krizlerini beslemektedir.

Küresel ekonomi, rakamsal olarak büyümeye devam etse de bu büyüme geniş kitleler için refaha dönüşmemektedir. Gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlik, son yüzyılın en yüksek seviyelerine ulaşmış durumdadır. Bir yanda küresel ölçekte sermaye birikimi hızlanırken, diğer yanda orta sınıf erimekte; yoksulluk ve güvencesiz çalışma biçimleri yaygınlaşmaktadır.

 Enflasyon, borç krizi, konut ve gıda fiyatlarındaki artış; özellikle kırılgan gruplar üzerinde ağır bir baskı yaratmaktadır. Dijitalleşme ve otomasyon, üretkenliği artırırken aynı zamanda iş güvencesini zayıflatmakta; “çalışan yoksullar” olgusu giderek yaygınlaşmaktadır. Ekonomik sistem, verimlilik üretirken adalet üretmekte zorlanmaktadır. Bu tablo, ekonomik sorunların yalnızca teknik değil, aynı zamanda etik ve siyasal sorunlar olduğunu da göstermektedir. Piyasanın kendi başına toplumsal dengeyi sağlayacağı varsayımı, geçerliliğini büyük ölçüde yitirmiştir.

Sorunlar, siyasal istikrarsızlık ve ekonomik krizle sınırlı değil; birbirlerine bağlı ve oldukça fazla. Düşündüğümüz sorunların yanında mutlaka yaşananlar ve yaşanacak olanlar var: Bunların en önemlileri Göç, İklim Değişikliği, Yaşlanma ve mutlaka Yapay Zekâ başta olmak üzere teknolojik değişikliklerin yaratacağı istihdam değişiklikleri olarak düşünülüyor.

Küresel göç dalgası Coğrafyamızda ve hemen tüm gelişmiş ülkelerde giderek artan sorun. Bu konu, Doğudan Batıya geçiş yolu üzerinde oluşumuz nedeniyle, bizi çoğu ülkeden fazla etkiliyor. Göç olgusu ise, hem kaynak ülkelerde hem de hedef ülkelerde yeni toplumsal gerilimler yaratmaktadır. Buna karşın küresel dayanışma, çoğu zaman söylem düzeyinde kalmakta; somut ve bağlayıcı adımlar gecikmektedir.

Teknoloji büyük bir sıçrama yaşıyor. Olabilecek değişikliklerle nasıl bir yaşamla karşılaşacağımızı düşünmek bile zor. Değişen teknoloji (Biyoteknoloji, Yapay Zekâ, Dijitalleşme vb.) bugüne kadar bildiğimiz pek çok şeyi geride bırakacak. Üretken Yapay Zekânın etkisiyle iş yapış biçimleri, kariyer planları bilinenden çok farklı olacağa benziyor. Yalnızca diplomaya sahip olmanın yetersiz kalacağı yeni dönemde, yeni düşünceler ve hayata bakış değer kazanacak. Yazılım ve kodlama becerileri her mesleğin olmazsa olmazı haline geldi. Çok sayıda meslek yok olacak, bazıları gelişecek ve mutlaka yenileri çıkacak. Bugün sıradan sayılan pek çok teknik iş (hasta bakıcılık, tamir ve bakım işleri, teknisyenlik vb,) aranır hale gelecek.

Bunlar olurken insan yaşamı gittikçe uzuyor. “Longevity” denilen çalışmalar 100’lü yaşlara ulaşmayı hedeflemekte. Çeşitli nedenlerle doğum sayısının azalması, Dünya Ortalama Yaş rakamını yükseltiyor.(Avrupa’da 50’lere yaklaştı) Yaşlı nüfusun nasıl yaşatılacağı, Aktif Yaşlanmanın nasıl sağlanacağı, çalışma imkânı olmayanların nasıl geçindirileceği önümüzdeki yılların en önemli sorunlarından olacak. Bizde de geleneksel aile yapılarının sosyoekonomik nedenlerle bozulması, sıkıntılarımızı daha da arttırıyor.

 Yaşam uzuyor ancak yeni yetişenler düşünüldüğünde karmaşıklık başlıyor. Z ve   sonraki kuşaklar öncekilerin hayal bile etmediği olanaklarla yetişiyor. Dünya onların parmaklarının ucunda. Nerede, ne olursa (hatta gerçek olmayanları bile) anında öğrenme fırsatına sahipler. Bilgilere çok çabuk ulaşıyorlar. Eskilerden farkları değerlerinin, kutsallarının olmayışı ve isteklerine kavuşmak için sabırsız olmaları.

İklim değişikliğinin neden olduğu doğal felaketler düşünülenden önce kapıya dayandı; Biyolojik çeşitliliğin kaybı, su ve gıda güvencesi, kitlesel göçler ve salgın hastalıklar; insanlık sorunlarının bir bölümünü oluşturuyor. Pandemi, yangınlar, depremler ve seller, toplumların doğal afetlere ve salgınlara karşı hazırlıksız olduğunu gösterdi; Salgın hastalık endişesi yaygınlaştı.

Bu sorunların ortak özelliği ise sınır tanımamalarıdır. Ancak çözüm mekanizmaları hâlâ büyük ölçüde ulusal sınırlar içinde düşünülmektedir. İklim değişikliği, yalnızca çevresel bir mesele değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve siyasal sonuçlar doğuran bir krizdir. Fosil yakıtların, karbon ayak izinin azaltılması için yapılan çalışmalar sürerken, özellikle Paris Anlaşmasına çerçevesinde gelebilecek yaptırımlar bizleri yoracağa benziyor

Bu çok katmanlı kriz ortamı, çözümün yalnızca merkezi ve küresel düzeyde üretilemeyeceğini açıkça göstermektedir. Uluslararası anlaşmalar ve ulusal politikalar elbette önemlidir; ancak yurttaşın hayatına dokunan asıl alan, yaşadığı kent, mahalle ve yerel çevredir. İşte tam bu noktada, yerel yönetimler yalnızca bir idari birim değil; krizlere karşı ilk temas noktası hâline gelmektedir.

Yerel yönetimler, sosyal yardımdan çevre korumaya, kentsel planlamadan kültürel yaşama kadar geniş bir alanda doğrudan etki yaratma kapasitesine sahiptir. Küresel sorunların yerelde somutlaştığı bir dünyada, çözümün de yerelden başlaması kaçınılmazdır. Katılımcı demokrasi, sosyal dayanışma ve sürdürülebilirlik gibi kavramlar, en gerçek karşılığını yerel düzeyde bulmaktadır.

Neoliberal Politikaların çözüm getirmediği, aksine sorunları evrensel boyutta daha da karmaşıklaştırıp artırdığı artık gizlenemiyor. Çok kutupluluğa dönüşmeye başlayan Dünya, günün sancılarını yaşarken çözüm aramayı sürdürüyor. Bir yandan daha toplumsal çözümlere eğilim varken öte yandan daha içe kapanık, daha milliyetçi, daha popülist, daha otoriter yapılar kendini gösteriyor.

 Siyasi bir denge için bekleniyorken, günlük sorunlar çoğalıyor. Artan ve büyüyen sorunlar, her zaman olduğu gibi, en çok emekçiye, dar gelirliye, dezavantajlı guruplara yük getiriyor. Büyük devletler, oyun kurucular, büyük (!) çözümler için uğraşırlarken, bekleme olanağı olmayanlar için de kısa vadeli, zaman kazandırıcı çözüm için görev, yapısı gereği, günlük sorunları çözme ile yükümlü, Yerel Yönetimlere düşüyor.